Smarginatura ve Ferrante Kadınları

"Smarginatura"

İtalyanca bir kelime. Sınırların kaybolması veya birbirinin içine geçmesi ve kendini yeniden şekillendirmesi. Ne Türkçe'de, ne de İngilizce'de tam olarak bir kelimeye denk gelemeyecek bir konsept ya da bir varoluş hali diyebiliriz.

Bu 'sınırların eriyerek birbirinin içine geçmesi ve sürekli devinimde olması' hali bana kadın varoluşunun özeti gibi geliyor. Kendimi kadın olarak bilmeye başladığımdan beri sınırlarımı çizmeye çabalıyorum. Ben beni sarmalayacağını ve dimdik ayakta tutacağını düşündüğüm o net çizgileri çizmek, belirginleştirmek için çabaladıkça, o çizgilerin defalarca yeniden belirsiz hale gelişine, kimi zaman da ihlal edilişine şahit oluyorum, olacağım. Başka milyonlarca kadın gibi. Bunu Elena Ferrante okurken farkettim. Ve artık kabullendim; bu hal bizim gerçeğimiz.

Sizce de kadınlık kendini sürekli yeniden var etmeyi öğrenme çabası değil mi? Kadın iseniz kendi hayatınıza bakın. Kendinizi bildiğiniz andan beri geçirdiğiniz bütün değişimleri, dönüşümleri hatırlayın! Özellikle de biyolojik değişimleri.

'Ben annem değilim' kavgasından başlayıp, ismimizi yenileyerek içinde varoluşumuzu yeniden çizmek için çabaladığımız evlenme aşamasına, oradan bedensel sınırlarımızın nereye kadar genleşip bizden uzaklaşabileceğini büyülenerek, korkarak izlediğimiz hamilelik, doğum aşaması ve sonrasına kadar kendi zihinsel ve fiziksel sınırlarımızı yılmadan, tekrar ve tekrar çizmeye çalışıyoruz. Ve bunu yine ve yeniden değişeceğimizi bilmemize rağmen yapıyoruz. Toplumsal düzene, fiziksel şartlara, doğaya ve hormonlara direnmeye çalışarak.

Bazen gücümüz yetmiyor. Çünkü çizmek için uğraştığımız bu sınırlar kaygan, tekinsiz bir zemine kurulu. Yer sarsılıyor, direncimiz azalıyor. Böylece zeminin altımızdan sürekli olarak kayışı ve sınırların birbirinin içine kaotik bir şekilde geçişi, yani 'smarginatura' bizim için bir norm haline geliyor: Kadınlığın normu.

Ve Elena Ferrante, kitaplarında bunu çok çarpıcı ve somut bir şekilde işliyor. Onu okurken tokat yemiş gibi bu gerçekle yüzleştim ve durumu kabullendim. İyi de oldu. Bu yüzden hayatım Elena Ferrante okumadan öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrıldı. Kitaplarını okumak hatta bitirene kadar elimden bırakamamak sıkıntılı bir serüven de olsa, kendim için yaptığım iyi bir şeydi. Kendimi bilme yolunda bana sağlam bir kaç adım attırdığı için Ferrante'nin yeri bende hep çok ayrı olacak.

Next
Next

Hammershoi’nin Pencereleri